KONULAR
  Başarıya Giden Yol
  Beden Dili
  Beyin Fırtınası
  Bilinçaltı
  Bunları Biliyor musunuz?
  Depresyon
  Dikkat ve Konsantrasyon
  Düşünce Gücü
  Engelli Psikolojisi
  Etkili İletişim
  Filozoflar
  Fıkralar
  Hafıza Gelişimi
  Her Yerde Psikoloji
  Hikayeler
  Hipnoz
  Hızlı Okuma
  İş Dünyası
  Izle Harekete Geç
  Kadın ve Psikoloji
  Karikatür Alemi
  Kitap Dünyası
  Makaleler
  Meslek Rehberi
  NLP ve Teknikleri
  Ödev Arsivi
  ÖSS Rehberi
  Özgüven
  Özel Öğrenme Güçlüğü
  Psikolojik Deneyler
  Psikolojik Hastalıklar
  Psikolojide Kavramlar
  PsikoSinema
  Psikoterapi
  Sunular
  Şiirler
  Teori ve Öneriler
  Yaşanmış Başarı Öyküleri
  Zeka Soruları

ÜYE GİRİŞİ
Kullanıcı
Şifre
  Hatırla
 
Yeni üyelik
Şifremi unuttum

PSIKOLOJI

HABER HATTI
Sitemizdeki gelişmelerden haberdar olmak için maillistimize kaydolun.

İSTATİSTİKLER
Ziyaretçi
  »  Bugün : 1144
  »  Toplam : 3683583
Toplam
  »  1261 Üye
  »  2330 Konu
  »  793 Haber
  »  4 Duyuru
  »  1780 Dosya
  »  478 Resim
  »  569 Ziyaretçi Görüşü
  »  1489 Maillist Üyesi
Online
  Online 10 Ziyaretçi Var

Created by Nergiss Media


Bilinç, Dikkat Ve Performans Kapasitesinin  Sınırlılığı, Psikolojinin Amacı Açısından Bilinç Ve Davranış, İnsan Bilincinin Kendine Özgü Özelliği, İçebakış  Ve Bilim, Zihin: Bilinç Ve Bilinç Dışı ve Dikkat Kavramı...

Psikolojinin Amacı Açısından Bilinç Ve Davranış

         Psikoloji, canlıların ve özellikle insanın davranışlarını inceler. Psikolojinin amacı, davranışların oluşumunu anlamak, daha açık bir deyişle, davranışları doğuran sistemin işleyiş kurallarını bulmaktır. “Psikoloji” denince çoğu kimsenin aklına insanın iç dünyası, ruh halleri, bilinç ve zihin işlemleri gelir. Bunlar insan hayatı için anlamlı ve önemli kavramlar olmakla birlikte psikolojinin inceleme alanı olarak davranışları göstermenin bir gerekçesi vardır. Bütün bilimler gibi psikoloji de gözlenen olayların sebeplerini araştırır. Her birey kendi iç dünyasının, ruh hallerinin, bilincinin ve zihin işlemlerinin farkında olsa bile bu farkında oluş, yalnızca bireyin kendi iç gözlemiyledir. Onu başka hiçbir kimse gözlemleyemez. Bu nedenle, psikoloji objektif bir bilim olabilmek için herkesin dışarıdan ortaklaşa gözlemlediği olaylardan hareket etmek, onları açıklamaya çalışmak zorundadır. Psikoloji olaylardan hareket etmekle birlikte onları bir sistemin ürünleri olarak görür. “Zihin” adı altında kavramlaştırılan ve doğrudan gözlenemeyen bir sistem, belirli  kurallara göre bütün davranış olaylarını doğurur. Sistemi bilme, ilk bakışta birbiriyle ilişkisiz görünen olayların birbiriyle ilişkisini görmeyi sağlar.

            Araştırmacı ve teorici psikolog, gözlenenleri açıklamaya çalışırken gözlenemeyen zihin sistemini tasarımlar; gözlenenlerden gözlenemeyeni tahmin eder. Böylece her bireyin iç gözlemle farkında olduğu içsel psikolojik süreçleri, teorici, objektif olaylara dayanarak rasyonel biçimde kavranabilen bir sistem olarak tasarımlar.  Zihin sistemine ilişkin tasarım, açık ve seçik önermelerle ifade edilir. Sistemin işleyişini betimleyen önermelerden zorunlu mantıksal çıkarımla belirli koşullarda ne gibi olaylar gözleneceğine ilişkin kestirimler yapılır. Belirtilen deneysel koşullarda gözlenen olaylar kestirimlere uyuyorsa, o kestirimleri zorunlu mantıkla kendi yapısından çıkarmış olan sistemin doğru olma olasılığı vardır. İşte böyle çeşitli sınama işlemleriyle doğruluk olasılığı kuvvetlenen bir zihin sistemi tasarımı (varsayımı, teorisi) psikoloji biliminin ortaya koyduğu bilgidir.

            Psikolojinin gözlenebilir olayları, çeşitli koşullarda ortaya çıkan davranışlardır. Davranışları doğuran zihin sistemini tasarımlamaya çalışan psikoloğun işi, teknoloji uzmanı mühendisin işinin tam tersidir. Mühendis, somut bir durumdaki pratik amacı gerçekleştirecek makineyi, temel bilimlerin formüle ettiği prensiplerden yararlanarak yapmaya çalışır. Amaca uygun makineyi yapan mühendis onun nasıl işlediğini, onun davranışlarının nasıl doğduğunu, kısacası makinenin sistemini bilir. Temel bilimci psikoloğun görevi, hangi koşullarda ne gibi davranışlar doğurduğuna bakarak o davranışları doğurabilecek zihin sistemini tasarımlamak ve sonra varsayımsal tasarımını sınamaktır.

İnsan Bilincinin Kendine Özgü Özelliği

         Bütün canlılar kendi ihtiyaçları doğrultusunda çevreye ayarlanarak yaşamlarını sürdürebilmek için çevrelerinin bilincinde olmak zorundadır. Çevredeki olayların farkında olarak uygun tepkileri yapma anlamında bilinç bütün canlılarda vardır. İnsanda bilinç, yalnız çevre olaylarının değil, kendinin de bilincindedir. İnsan bu bakımdan başka bütün canlılardan ayrılır. İnsanın içebakış yapma yetisi bilincinin bu özelliğinden kaynaklanır. İnsan düşünmekle kalmaz, düşüncelerinin bilincinde olur. İnsan bilinci kendi düşüncelerini incelemeye alabilir, eleştirebilir. Daha eyleme geçmeden muhakeme planında düşüncelerinin eylem planıyla ilgili mantıksal sonuçlarını çıkarabilir. Çıkardığı sonuçları, kendi amacıyla bağdaşmaz görürse başka bir yönde düşünmeye başlar.   

         İnsanın konuşma kabiliyeti, içebakış yapma ve kendi düşüncelerini inceleme kabiliyetiyle ilişkilidir. İnsan soyutlama ve kavramlaştırma yapabildiği için dil olgusu ortaya çıkmıştır. Dil, algı içeriklerini sembollerle zihinde temsil etme kabiliyetidir. Dilin bütün sözcükleri birinci olarak birer sembol, ikinci olarak soyutlama ve kavramlaştırma ürünüdür. “Çiçek” sözcüğü kendinden başka bir şeyi temsil eden bir semboldür ve aynı zamanda çiçek denilen somut algı içeriklerinden soyutlama yoluyla ulaşılmış bir kavramdır. “Çiçek”, binlerce çeşit  somut çiçekleri temsil eder, fakat özellikle onlardan herhangi bir somut çiçeği belirtmez.          

İçebakış  Ve Bilim

Zihin sistemi, kendisinin nasıl çalıştığını bilmeye değil, önündeki işi yapmaya ayarlıdır. Sistem, algı yoluyla dış dünyaya ilişkin bilgi alır, organizmanın ihtiyaçları ve amaçları doğrultusunda ne yapılması gerektiğine sembolik düşünme yoluyla karar verir ve kararlaştırdığı eylemi yapar. İnsanın kendi ruh hallerinin ve zihin işlemlerinin farkında olması, onun bilgi kurma kabiliyetinin temelindedir. Bütün canlılar somut deneyimlerden geçer; bir anlamda bilgilenirler. Fakat bu bilgi onların tepkilerini etkilemekle birlikte, hiçbir hayvan türünde tepkilerden soyutlanmış olarak zihinde sembollerle temsil edilen bir bilgi içeriği yoktur. Sembolik düşünme kabiliyeti ve onunla koşut dil kullanma kabiliyeti insan bilgilerinin somut dünyadan ve tepkilerden ayrı sistematik bir yapı olarak zihinde kurulmasına yol açmıştır.

İnsan içebakış yapamasaydı bilim de yapamazdı. Çünkü bilim yapabilmek için soyut düşünme planında bir problem görmek ve ona yine soyut düşünme planında bir çözüm bulmak gerekir. Bir bireyin kendi ihtiyaçları açısından karşılaştığı somut koşullar içinde ihtiyacını giderecek somut bir eylem düşünmesi, bir bilimsel probleme çözüm bulmaktan çok farklı bir şeydir. Bilimsel bir problem, insanın somut ve tikel bir ihtiyacını karşılamaktan ayrı olarak olayı kendimizden bağımsız objektif planda ele alarak “nasıl oluyor da böyle oluyor?” diye sorarak ortaya konur. Bu nitelikteki problemin çözümü, eylemsel planda değil, kavramsal plandadır.

İçebakışın bütün bilimler için öneminden ayrı olarak, psikolojide, birçok problemlerin farkına içebakışla varıyoruz. Hatırlamanın, tanımanın duygulanmanın ve heyecan duymanın, algıların, anlamanın ve anlayamamanın içebakışla farkında olmasak ve farkında olduğumuz psikolojik deneyimleri gözlenen davranışlarla ilişkiye getirmesek    psikoloji diye bir bilimin içi boş olurdu. İçebakış metoduna isyan etmekle kalmayıp zihin denilen sistemi yok sayan  behavioristler bile birçok problemin içebakışla farkına vardıktan sonra onları uyaran-tepki bağlantılarına indirgeme yoluna gitmiştir. İnsan zihninde algılama, hatırlama, düşünme ve hayal etme süreçlerinin varlığını kabul eden bilişsel psikologlar, içebakışla sezdikleri zihin süreçlerini, deneysel davranış kanıtlarıyla rasyonel biçimde kavramsal planda kurmaya uğraşır. Bu yolla kurgulanan zihinsel süreçlerin birçok özellikleri içebakışla yakalanamasa da, hatta bilimsel açıdan naiv sağduyuya aykırı gelse de, o süreçleri tasarımlayan teori, deneysel sınama ile elde edilen objektif davranış kanıtlarıyla desteklendiği sürece doğru kabul edilir.

Zihin: Bilinç Ve Bilinç Dışı

         Zihin, gözlem verisi bir olgu değil, gözlenen davranışları açıklamak için postüle edilen bir sistemdir. Bilinç zihin sisteminin bir parçasıdır. Zihin sistemi içinde bilincin gördüğü kendine özgü işlevler olmakla birlikte zihin bilinç ile bir tutulamaz. Çünkü davranışları doğuran zihin süreçlerinden birçoğu bilince yansımadan cereyan eder.  “Düşünme” ve “hafıza” adı altında kavramlaştırdığımız süreçlerin bir kısmı bilince yansımaz. Bilince yansıma gereği olmaksızın sistemde cereyan eden bazı süreçler davranışların ortaya çıkmasına ve değişen koşullara ayarlanmasına katkıda bulunur. Şunu vurgulamak yerinde olur ki biyolojik açıdan önemli olan şey, zihin süreçlerinin bilince yansıyıp yansımaması değil, davranışların tam yerinde ve zamanında, koşulların gerektirdiği biçimde yapılmasıdır. Hatta bazı durumlarda tepki, özellikle bilince yansımayan süreçlerle ortaya çıktığı için anında ve hiç aksamadan yapılır. Bu durumlarda bilince yansımama bir avantajdır. Bilinçli kararlar vererek tepkilerin yapıldığı durumlarda bile süreçler bütün ayrıntılarıyla bilince yansımaz.

            Organizmanın bütün biyolojik sistemleri gibi zihin sistemi de yaşamın sürdürülmesine yarayan birtakım işlevleri yerine getirmek için vardır. Yukarıda belirtildiği gibi birçok süreçlerin bilinç dışında cereyan etmesi zihnin normal çalışma biçimidir.

Bilinç dışı kavramı, psikanalizin kurucusu Freud’un bilinç altı kavramından ayırt edilmelidir. Bilinç altı kavramı, bilinçteki bir deneyimin, kişide iç çatışması doğurması ve katlanılmaz derecede ruhsal acı vermesi yüzünden zihin sisteminde bilinç altına itilmesidir. Bilinç altı deyimi mecazlı bir anlatımdır. Zihin sistemi alt ve üst uzamsal kısımları olan bir cisim gibi düşünülmemeli, onun bir işlevler ilişkisi ve süreçler yapısı olduğu göz önünde tutulmalıdır. Bu bakımdan, Freud’un bilinç altına itilme tasarımı, bir içeriğin bilinçli olarak farkında olmayı engelleyen zihinsel etkinlik olarak düşünülmelidir. Bir zihinsel içeriğin bilinç dışına itilmesi de onun yeniden bilinçli duruma gelmesine direnme de bilinçsizdir.

Psikanalitik anlamda bilinç dışına itilme, zihin sistemini etkileyen ve davranış bozukluklarına yol açan patolojik bir olgudur. Bazı süreçlerin zihin sisteminin işleyişi gereği bilince yansımadan cereyan etmesi normaldir. Niteliği gereği bilince zaten yansımadan cereyan eden bilinç dışı süreçlerde zihin sistemi ekstra bir enerji harcamaz. Hatta bu süreçlerin bilince hiç yansımaması, kapasitesi yani birim zamanda işleyebileceği bilgi miktarı  sınırlı olan bilincin ekonomik kullanılması demektir. Oysa bilinç altına itilme yoluyla bilinç dışı kalma, bir ekstra enerji harcanarak gerçekleştirilir. Bilinç altına itilmiş bir içeriğin yeniden bilince dönüşünün engellenmesi de yine sürekli enerji harcanmasını gerektirir. Nörotik kişinin zihin kapasitesinin azalması ve kendini sürekli yorgun ve bitkin hissetmesi, rahatsız edici içeriği bilinç altında tutmak için enerji harcanması yüzündendir.

Bu Çalışma YILMAZ ÖZAKPINAR´ın Bilişsel Psikoloji başlıklı makalesinden alıntılanmıştır.





Ana Sayfaya Dön Yukarı Çık Arkadaşına Gönder


Eklenme Tarihi : 22 Mayıs 2009
Okunma : 2842
Toplam Puan : 1
Bu yazıya puan verin
 


Bu yazıya yorum yazmak için
üye girişi yapmalısınız.
MENÜ
  ZED Hakkinda
  Eğitim Hizmetleri
  Resimler
  Sorun-Cevaplayalım
  Sizden Gelenler
  Site Haritası
  İletişim

DUYURULAR
» GAZİANTEP ŞUBEMİZ AÇILMIŞTIR.

ANKET
Hayatınızın herhangi bir döneminde bağımlılık yapan bir madde kullandınız mı?

Sigara kullanıyorum
Sigara kullandım, artık kullanmıyorum
Alkol kullanıyorum
Alkol kullandım, artık kullanmıyorum
Uyuşturucu kullanıyorum
Uyuşturucu kullandım, artık kullanmıyorum
Bağımlılık yapan hiçbir madde kullanmadım


4050 kişi oyladı.
 
Şenlikköy Mahallesi, Kırserdar Sokak, No: 53A Daire:2 Florya / Bakırköy / İstanbul
Tel :+90 (212) 583 19 66-72 (pbx) Faks: +90 (212) 583 19 68
E-Posta: danisman@zeded.com